AşuraAşura 1437Hizbullah HAKVERDİ'den Aşura

Aşura Kültürü ve Mahiyeti Bölüm- 5

Yeri gelmişken, Kerb-ü Bela’nın İlâhî-Kur’anî Aşura’sının tarihî hitabelerinden bir-kaç nur demetinin sunulması, gayet müfid, hatta elzem olacağı izahtan varestedir!…

HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as) ‘MİNA’ NUTKU

Ey insanlar! Allah’ın, kendi velilerine ‘Ahbar’ı (Yahudi din bilginlerini) kınama yolu ile verdiği öğütten ibret alın! Allah buyuruyor ki: Rabbanileri ve Ahbarlan, onları, günahkarca sözlerinden ve haram-yiyicilikten men etselerdi ya! Gerçekten de, düzüp-koştukları ne kadar çirkin!” (Maide: 63). Ve yine buyuruyor ki: “Ben-i İsrail’den küfre sapanlar la’netlendiler… Gerçekten, yaptıkları ne kadar kötüdür onların!…” (Maide:78-79). Gerçekte Allah, onları şu yönden kınamaktadır ki; zulmedenlerin çirkin işlere ve bozgunculuğa giriştiklerini gözleri ile gördükleri halde, onlardan elde ettikleri yararlara olan rağbetleri yüzünden ve onlardan korkmalarının da etkisi ile önlemeye kalkışmıyorlardı.

Oysa Allah, buyuruyor ki: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun!” (Maide: 44). Ve yine buyuruyor: “Erkek ve kadın mü’minler, birbirlerinin yardımcısıdır, birbirlerine ma’rufu emrederler, münkerden de nehy ederler!” (Tevbe: 71). (Görüyoruz ki, bu ayette mü’minlerin nitelikleri belirtilirken) Allah, ‘Emr-i Bil-Maruf ve Nehy-i An’il-Münker’den başlamıştır; ilk olarak bunu vacib saymaktadır. Zira, Allah ‘a ma’lumdur ki; ‘Emr-i Bil’-Maruf ve Nehy-i An’il-Münker’ vazifesi yerine getirildiği takdirde, toplumda hakim kılındığı takdirde, farz olan’ şey, kolayından zoruna kadar toplumda yerini bulur. Bu da, şu sebepten ileri gelmektedir ki: ‘Ma’rufu emretmek ve münkerden nehy etmek’; ‘İslam’a Davet’ten (Yani, itikad açısından dış âlemde cihad), buna ek olarak da, zulüm görenlerin haklarını onlara iade için savaşmak, zalime karşı koymak, umumî servetlerin ve ganimetlerin İslam’ın adilâne kanununa göre dağıtılması için çalışmak, sadakaları (zekatı ve diğer bütün vergileri) yerli yerince alıp tam yerine ulaştırmak demektir!…

Ayrıca; Ey topluluk! Ey ilim ile ve alim olmak ile şöhret bulmuş ve hayır ile yad edilen topluluk!…; Hayır-hahlık, öğüt vericilik, yol göstericilik ile toplumda tanınmışsınız. Halkın gönlünde, Allah için ululuk kazanmışsınız!… Öyle ki; güçlü kişi sizden korkmakta, güçsüz olan sizi ululamakta, sizin üst olmadığınız ve ona karşı güç bulmadığınız kişi, sizi kendisinden üstün saymaktadır; elde ettiği ni’metleri kendinden esirgeyip size sunmaktadır. İstekte bulunanın (umumî hazineden) ihtiyacı karşılanmayınca, siz aracılık edersiniz. Yolda padişahların heyeti ve büyüklerin ululanması ile yürürsünüz! Acaba, bütün bu saygıyı, sizin Allah’ın kanununu icrâ etmek için gayret göstereceğinizin umulmasından dolayı görüyor değil misiniz?…

Oysa, Allah’ın kanunlarından bir çoğunu icrâda gevşek davranmakta, gerekeni yapmada kusur göstermekte değil misiniz? Mesela; ümmetin hakkını istihfaf ettiniz (küçümsediniz). Zayıfların hakkını zayi ettiniz. Kendinize ait zannettiğiniz hakları ise talep ettiniz. Ne mallarınızla fedakârlık ettiniz, ne de canınızı onu yaratanın yolunda tehlikeye attınız, ne bir zümre ile Allah için düşmanlık ettiniz. Siz, cennetini, Peygamberi ile komşuluğu, azabından emin olmayı Allah’tan dilemektesiniz. Ben; ey Allah’tan böyle bekleyişleri olanlar! Onun gazabının size inmesinden korkarım. Çünkü; Allah ‘in azâmeti ve izzeti sayesinde yüce bir mevkiye eriştiğiniz halde, İlâhî irfan sahiplerine saygı göstermiyorsunuz! Oysa siz, Allah sayesinde Allah’ın kulları arasında saygı görmektesiniz. Yine, şu sebeple sizin için korkarım ki; Allah’ın ahdlerinin (Allah’a karşı taahhüdlerin) nakzedildiğini-bozulduğunu gözünüzle görürsünüz de kaygılanmaz, şikâyet etmezsiniz. Oysa, babalarınızın alacaklarının bir parçası için kaygılanır, sızlanırsınız!…

Peygambere (as) karşı taahhüdler de küçük görülür; körler, dilsizler, kötürümler her beldede bakımsız-bakıcısız kalır da, onlara acıyan olmaz. Ne kendi mertebenize uygun davranır, ne böyle davrananlara yardımcı olursunuz. Dalkavukluk ve çeşitli düzenlerle, zalimler karşısında kendinizi güven altına alırsınız. Bütün bu hususlarda, Allah size böyle davranmanızı yasaklamış ve birbirinizi uyarmayı buyurmuş iken, gaflet içinde kalırsınız. Sizin musibetiniz herkesten büyüktür. Çünkü; bilginlik makam ve mertebesi sizden alınmıştır. Oysa; gerçekte işlerin yönetimi, kuralların yürütülmesi, hükümlerin infazı Allah için alim olan, helal ve haramı bilmede güvenilir kişilerin elinde olmalı idi. Siz, bu mertebeden yoksun kılındınız, bunun da hakta tefrikaya düşmenizden (tslamî gerçeği-İlâhî hükümleri anlamada elbirliği sağlamadığınızdan,), sünnette de ihtilaflarınızdan başka bir sebebi yoktur; üstelik size, ap-açık delil geldikten sonra!…

Eza ve cefaya tahammüllü erler olsaydınız, Allah yolunda sıkıntılara göğüs gerebilir olsaydınız; işler size sunulur, sizden sadır olurdu, işlerin mercii siz olurdunuz. Fakat; siz, zalimlere bu makamı sizden almalarına fırsat verdiniz, Allah’ın işlerini (İlâhî kurallara uygun olarak yönetilmesi gereken hizmetleri), bilgisizcesine-şüphelerle iş görenlerin ve şehvetlerine uyarak hareket edenlerin ellerine teslim ettiniz. Onların hükümete tasallut edebilmelerinin mayası, sizin ölümden kaçmanız ve geçici dünya yaşayışına ihtirasınızdır. Siz bu durumunuz ve tutumunuz ile, zayıflar zümresini bu zalimlerin pençesine teslim ettiniz, ta ki, biri köle olsun-ezllsin, diğeri bir lokma ekmek peşinde bunalsın! Onlar da (zalimler de), diledikleri gibi ülkede hüküm sürsünler, saltanat çukurunda kulaç atsınlar, şehirlere uysunlar, günahkar zorbalar cü ‘ret bulsunlar…

Her beldede onlardan bir hatib minberde olsun, ülkeyi perişan kılsınlar, elleri ülke üzerinde her yere uzansın. Halk, onların kölesi gibi olsun, kendilerini savunma güçleri bulunmasın. Yöneticilerden birisi cebbar-ı anid (kinci-zorba-kötü düşünceli ve inatçı bir diktatör) olsun, diğeri zayıfları ezsin, onlara zorbalık ve sertlik göstersin; diğeri, ne Allah ‘ı ne de ceza gününü tanısın!…; Hayret!… Nasıl şaşılmasın bu işlere ki toplum, zalim ve hilekâr bir kişinin eline düşmüş, vergi me’muru zulmedici, valileri mü’min halka şefkatsiz ve acımasız! İhtilafa düştüğümüz konuda, hükmedici Allah ‘tır ve aramızda kesin hüküm vericidir…

Allah ‘ım! Şüphesiz Sen bilirsin; bizden sadır olan şey (yani, Emevi teşkilatına karşı giriştiğimiz mücadele), elimize siyasî güç geçirme rekabeti değildir, servet ve ni’metlerinin fazlasını, artanını ele geçirmek de değildir!.. Dininin aydınlık ilke ve yöntemlerini göstermek, beldelerini ıslah etmek, zulüm gören halka güven sağlamak, böylece; ferâiz, sünen ve ahkâmının icra edilmesine (koyduğun kuralların yürümesine) yol açmaktır!…

İmdi (Ey Bilginler!,) bu hedefte bize yardımcı olursunuz, hakkımızı size zulmeden ve (Allah’ın) nuru(nu) söndürmeye çalışanlardan alırsınız. Allah size yetişir, biz O’na tevekkül ettik, O’na yüz çevirdik, (yazı) O’nun elinde, dönüş de O’nadır!…” (İslam Fıkhında Devlet: 131-136)

HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as), HÜRR BİN-İ YEZİD İLE KÜFE ASKERLERİNE İLK HİTABESİ

“Ey insanlar! Mazeretimi, önce Allah-u Teala (cc) ‘ya, sonra da sizlere arz ederim. Sizin gönderdiğiniz mektuplarınız, saldığınız elçileriniz bana gelmedikçe, ben buraya gelmiş değilim. Siz: ‘Yanımıza gel! Bizim uyacağımız imam ve önderimiz yok. Ola ki, Allah senin sayende bizleri doğru yolda toplar!’ dediniz….

Eğer siz, sözünüzün üzerinde duruyorsanız ve bana sağlam and ve tatmin edici sözlerinizden de söz veriyorsanız, sizinle birlikte şehrinize gelirim. Şayet siz, böyle yapmazsanız ve şehre gelmemi istemiyorsanız, sizin yanınızdan ayrılır, geldiğim yere döner, giderim!…’’ (Tarihi-i Taberî: 6/228’den naklen, İslam Tarihi/A. Köksal: 4/184; Kerbela Faciası: 99-100; İbn’ül-Esir (Terc.):4/49-50);…

HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as), HÜRR BİN-İ YEZİD İLE KÜFE ASKERLERİNE İKİNCİ HİTABESİ

“Ey İnsanlar! Resulullah (sav) buyurmuştur ki: “Kim, zalim bir sultanın, Allah’ın haram kıldığını helalleştirmek istediğini, Allah’ın ahdini bozduğunu, Resulullah’ın sünnetine muhalif olarak Allah’ın kullarına düşmanlık ettiğini ve günah işlediğini görür de, onu fiil veya sözle değiştirmeye çalışmazsa, Allah ‘ın, zalim sultanı sokacağı yere (cehenneme) onu da sokması, üzerine düşen bir haktır!”. Haberiniz olsun ki; onlar, şeytana itaatı iltizam, Rahman olan Allah ‘a itaati terk, fesadı izhar, dini cezaları ta’til, ganimeti istediklerine ikram ettiler. Allah’ın haram kıldığını helalleştirdiler, helal kıldığını da haramlaştırdılar…

Ben, onların kötülüklerini değiştirmeye herkesten ziyade layık ve müstehak bulunuyorum. Sizin bana bey’at ettiğiniz, beni düşmanlara teslim etmeyeceğiniz ve bırakmayacağınız hakkında gönderdiğiniz mektuplarınız ve elçileriniz bana gelmiştir. Eğer, bana bey’atınızı tamamlarsanız, olgunluğunuzu göstermiş, doğru ve yerinde bir iş işlemiş olursunuz!…

Ben, Hüseyn bin-i Ali’yim ve Resulullah (sav)’in kızı Fatıma’nın oğluyum. Benim vücûdum, sizin vücûdunuzladır. Benim ev halkım, sizin ev halkınızladır. Ben, size örneğim!… Eğer, verdiğiniz sözün gereğini yapmaz, ahdinizi bozar, yaptığınız bey’atı boynunuzdan çıkarıp atarsanız, ki vallahi bu da sizin için zor;.. ve yapmadığınız bir şey değildir! Siz, babama da, kardeşime de, amucamın oğlu Müslim’e de bunu yaptınız. Halbuki; “Asıl aldanan, sizi aldatandır!..”…

Sizin nasibiniz; hep yanılmanızdan, yanlış iş tutmanızdan ibarettir. Siz, nasibinizi kaybetmiş-yitirmiş bulunuyosunuz! Yüce Allah ‘ın kitabında buyurduğu gibi: “Sana gerçekten be’yat edenler, ancak Allah’a bey’at etmiş olurlar. Allah’ın eli, onların elleri üstündedir!.. Şu halde; kim bu bağı çözerse, kendi aleyhine çözmüş olur!’’ (Feth: 10). Allah, beni sizden müstağni kılacak, sizin yardımınıza muhtaç etmeyecektir, ve’s-selam.” (Tarih-i Taberî: 6/229’dan naklen, İslam Tarihi/A. Köksal-Kerbela Faciası: 101-102; İbn’ül-Esir (tere): 4/51);…

“…Savaşacak olursan, kesinlikle öldürülürsün!” diyen Hürr b. Yezid’eHazret-iHüseyn’in (as) cevabı:

“Sen, beni ölümle mi korkutuyorsun ve sizler beni öldürecek kadar ileri gidecek misiniz?… Sana, ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Fakat sana, Evsi’nin, amucasının oğluna Resulullah ‘ın (sav) yardımına gitmek isterken söylediklerini söylemek istiyorum. Ona: ‘’Nereye gidiyorsun? Sen, öldürüleceksin!” deyince, şunu okumuştu:

“Yoluma gideceğim, ölümden dolayı yiğitler ayıplanamaz;

Hayır niyet edip, müslüman olarak cihad edenler ise!..

Salih kimselere iyi davranıp, günahlardan ayrılıp;

La’netlilere muhalefet ederlerse!….

Yaşarsam pişman olmam, ölürsem kınamazlar beni..;

Hayatta kalıp da ‘mecbur’ kalırsan, işte en büyük zillet!… “

Hürr, onun bu sözlerini işitince önünden çekildi.” (İbn’ül-Esir: 4/52);…

HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as) ESHABINA HİTABI

“Başımıza gelen işi görüyor ve biliyorsunuzdur! Dünya değişmiş, sevimsizleşmiş, bizden yüz çevirmiştir. Dünya, bitmiş-gitmiş; ondan, kap içinde kalan artık gibi artıklardan başka bir şey kalmamıştır. Hayat; otlakta otlamak gibi değersizleşmiştir. Görmüyor musunuz?: Hak işlemez, batıl ise, son derece rağbet edilir-üzerine düşülür olmuştur!…

Mü’min olan, Allah’a kavuşmağa rağbet eder. Bence; şehidlikten başka ölüm, değersizdir. Ben; ancak, şehidliği saadet görüyorum!…” Zalimlerle birlikte yaşamayı ise, suçlanmaktan başka bir şey görmüyorum!…” (Tarih-i Taberî: 6/229’dan naklen, İslam Tarihi/A. Köksal-Kerbela Faciası: 102);…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu