
– Ala ey müminlerin emiri! kardeşim Asım’dan senin önünde şikayetçiyim.
– Ne şikayetin var?
– Dünyayı terketmiş, eski elbiseler giymiş, bir köşede inzivaya çekilmiş. Herşeyi ve herkesi bırakmıştır.
– Onu getiriniz.
Asım’ı getirdiler. Ali (a.s) ona:Ey kendi canının düşmanı, şeytan senin aklını çalmış. Niçin hanımına ve çocuklarına acımadın? Acaba Allah’ın Sana helal ettiği, dünyanın temiz nimetlerinden faydalanmana razı olmıyacağını mı hayal ediyorsun? Sen Allah’ın nezrinde bundan dana küçüksün hemen evine dön! buyurdular.
Asım:Ey müminlerin emiri, sen de benim gibisin, sen de kendini sıkıntıya atıyorsun, hayatı kendine güçlendiriyorsun. Yumuşak elbise giymiyor, lezzetli yemek yemiyorsun. Ben de senin yaptığını işin aynısını yapıyorum, senin gittiğin yoldan gidiyorum.
– Yanılıyorsun; ben senden farklıyım, benim, senin sahip olmadığın bir mevkiim vardır. Ben, önderlik ve hükümet elbisesini giymişim. Hakimlik ve önderlik vazifesi başka bir vazifedir. Allah, adil yöneticilere: Milletinizin en zayıf tabakasının yaşantısını şahsi hayatınıza, ölçü edininiz, buyurmuştur. Önderler, fakirlik ve yoksulluğun bu sınıfa fazla tesir etmemesi için halkın en yoksulu olarak yaşarlar. Binaenaleyh benim bir vazifem, seninse başka bir vazifen vardır.
