
İmamdın peşinden ağır gittiği anda bir an İmamdın üstünden bir şey düştüğünü, yere döküldüğünü gördü. Yavaşça İmamdın sesini işitti. İmam şöyle buyurdu: “Allahım, bunu bize gönder”. Bu arada Mu alla yaklaşarak selam verdi. İmam, Mualla’nın sesinden tanıdı ve buyurdu:
– Mu alla sen misin?
– Evet Muallayım.
İmam’a cevap verdikten sonra yere düşenin ne olduğunu görmek için dikkat etti, bir miktar ekmeğin yere döküldüğünü gördü.
İmam: Bunları yerden topla ve bana ver.
Mu alla: Sırayla ekmekleri yerden topladı, İmamdın eline verdi. Bir kişinin güçlükle yüklenebileceği büyük bir heybe vardı.
Mu alla: İzin ver, bunu ben taşıyayım.
İmam: Hayır, gerekmez, bu işi senden daha çok benim yapmam gerekir.
İmam ekmekleri omuzuna aldı ve iki kişi Zulle-i Beni Saide’ye varıncaya kadar yola koyuldular. Orada fakirler toplanmıştı. Ev ve konutları olmayan bu kimseler orada, yaşıyorlardı.
Hepsi uykudaydı ve bir kişi uyanık değildi. İmam ekmekleri birer birer, ikişer ikişer her birinin elbisesi altına bıraktı ve hiç birini unutmadan geri döndü.
Mu alla:Bu gecenin ortasında ekmek getirdiğin bu kimseler şia mıdırlar ve imamete inanmışlar mıdır?
– Hayır, bunlar imamete inanmamışlardır, imamete inanmış olsalardı tuz da getirirdim.