AşuraAşura 1437GenelHizbullah HAKVERDİ'den Aşura

Aşura Kültürü ve Mahiyeti Bölüm-4

‘Öz Muhammedi İslam’ın korunması, tağutî-yezidî tasalluttan kurtarılması… gibi;.. İlâhî-muazzam bir fariza’yı yerine getirme amacını-hedefıni güden Hz. Hüseyn (as), bununla iki kutlu neticeden birine kavuşmuş olacağını hesap etmiştir: a-) Ya Küfe’de ve çevrede bir güç birikimi oluşacak, bunları organize ederek şanlı bir muharebe ile habis tağutî düzeni yıkacak ve Yüce İslam’ı (aslî ve öz yapısıyla) hükümran kılacak.. böylece; İslam toplumu ve insanlık, Öz Muhammedi İslam’ın İlâhî nurunu ve soluğunu yeniden yeniden teneffüs edecek… b-) Veya güç elde edemeyecek, çok zayıf-garib ve yalnız bırakılacak ve tarihin en büyük mazlumu olarak bedenî ve cismanî şehadet şerbetini içecek… Böylece; habis Yezid’i ve onun tağutî düzenini yakinen tanımayan büyük ve geniş halk kitlelerini uyarmış, uykuda olanları uyandırmış, korkakları cesaretlendirmiş ve utandırmış, gayretsizleri gayrete ve harekete geçirmiş, gafilleri-cahilleri bilinçlendirmiş, uyuşuk olanları feverana getirmiş olacak.. Ve; Kerbela çöllerini sulayacak olan mazlum-mübarek kan damlacıkları ve sızıntıları ile de Yezid’in ve benzeri tağutların habis ve mel’un çehrelerini deşifre etmiş., tüm boyutlarıyla batılın butlaniyetinin, hakkın ve Öz Muhammedi İslam’ın mutlak hükümranlığının İlâhî ve tarihî şahidi olacaktır!.. İlaahir…

Bu îlâhî-ulvî duygu-şuur ve programla dolup-taşan Hz. Hüseyn, mezkûr iki kutlu neticenin son şıkkıyla ünlü Kerbela sahrasında karşılaşmış, kendisinin tüm boyutlarıyla her yönden (aklen-kalben-ruhen-hissen-fıkren-madden ve ma’nen..) bütün zerratıyla her an yaşamakta olduğu ve Aşura Kültürü‘nün üçüncü unsurunu teşkil eden ve bizzat âşinâsı bulunduğu şehadetin bedenî ve cismanî boyutunu âlem-i şehadete yansıtmış, böylece; Âlem-i Ğayb’dan İlâhî nurların ve tecellilerin, o günden bugüne kadar hayat-ı insanîyyeyi, bâhusus ümmet-i İslamîyyeyi tenvir edip aydınlatmasına sebep olmuştur. Biz, buna, insanlığın ve İslam ümmetinin her türlü ve her boyutlu Kerb’ü Bela‘dan, Aşura (Kur’an) nuru ve kültürü (günü-hayatı) ile adım adım ve bilinçli olarak kurtuluşa (şehadete) ulaşması ve Öz Muhammedî İslam‘ın İlâhî makamına oturması, tağutî-yezidî düzenlerin ve tezahürlerinin (gerek hükmen, gerekse fiilen) yok olması ve Esfel’is-Safilin‘e atılması.. diyebiliriz…

Bunun İlâhî müjdesini (mesajını), Kahraman-ı Kerbela olan Hz. Zeyneb-i Kübra (as), mübarek kalbiyle-diliyle ve tüm zerratıyla nesillere ulaştırırken, Şehid-i Kerbela olan Seyyid’üş-Şüheda Hazret-i Hüseyn (as) dahi, mübarek kan damlalarının canlı diliyle ve tatlı (ama, hazin mi hazin!) nağmesiyle, kıyamete kadar gelecek olan tüm mü’minlerin pâk kalblerine bil-fiil nesc-ü nakş etmiş bulunmaktadır,..

Hayat-ı insanîyyenin muhtelif âlemlerini-eczalarını ihtizaza getiren bu mübarek Kerbela ve Aşura mesajları, en geniş ve en şümullü yankısını (Eimme-i Ma’sumeye veraseten) Merhum İmam Humeynî’nin (ra) şahsiyet-i maddîye ve manevîyesinde bulmuş, bu İlâhî yankı ve etki saikiyle vücûd bulan (okyanusları andıran) muhteşem kıyam dalgaları ve şanlı şehadet operasyonları ve fırtınaları ile, asrın yezidi olan BÜYÜK ŞEYTAN AMERİKA‘nın bölge temsilciliği tar-u mar olmuş, tarihin eşini göremediği bir ulvîyet timsâli olan CÎHAN-ŞUMÜL İSLAM İNKILABI (Öz Muhammedî İslam’ın bütün boyutlarını muhtevî bulunarak) hükümranlık tahtına oturmuştur… Ve; bu İlâhî hükümranlığını, gün geçtikçe tüm cihana (bil-fıil) şamil kılacaktır, İnşaallah…

Konuyu, şu ayet-i kerimelerin İlâhî ve latif remizleriyle noktalayalım:

“Muhakkak ki İbrahim, (tek başına) bir ümmetti.. (ve; önderdi!) Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir ‘hanif’ (Muvahhid)di!…” (Nahl: 120); ‘

“Onlar (İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları) (her biri) bir ‘ümmet’ti; gelip-geçti.. onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir…” (Bakara: 141); Ayet-i kerimelerinin remzî ve işarî anlamlarından çıkış yaparak diyebiliriz, ki; Hz. Hüseyn (as), bir Hidayet İmamı olduğu gibi, aynı zamanda ‘tek başına bir ümmetti’. Ki; Kerbela meydanlarında, asrın süper gücü olan tağutlara kahramanca meydan okuyor, en küçük bir zillet ve meskenet alâmeti göstermeden, tek başına büyük bir ordu gibi, aziz İslam’ın izzet ve şerefini şehadet mukabili savunuyor!.. Ve; kezâ;..

“Böylece biz sizi, insanlara ‘şahid’ olmanız için ‘vasat’ bir ümmet kıldık. Ve; Resul’ü de sizin üzerinize bir ‘şahid’ kıldık…” (Bakara: 143); Ayet-i kerimesinden mülhem olarak diyebiliriz, ki; tek başına bir ümmet olan Hz. Hüseyn, vasat (orta) bir noktada, şahidlik yapıp şehadette bulunmaktadır. Yüce Resul’ün, kendisine ve şehadetine şahid olması kaydıyla!… Vasat bir ümmet ve şahid oluşu ise, sibak (selef) ve siyakı (halefi) ile vücûd bulmaktadır. Biri; Uhud’un Seyyid’üş-Şühedası olan Hz. Hamza ve yetmişiki yâranı, diğeri ise; İnkılab’ın Seyyid’üş-Şühedası olan Muhammed Beheşti ve yetmişiki yaranıdır… Bu da, Kerbela‘nın ayrı-lâtif bir tevâfukatıdır. Ve’s-selam… (Allah-u Teala’nın sonsuz salat-u selamı hepsinin üzerine olsun!… ve; Yüce Rabbimiz, bizleri o mübarek şühedânın şefaatlarına nâil, nurlu yollarında kaim ve daim eylesin!.. Amin!…);…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu