Aşura Kültürü ve Mahiyeti Bölüm- 6

HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as) ESHABINA İKİNCİ HİTABI
“Ey Allah’ım! Bizi; peygamberlikle, bize; Kur’an-ı Kerim’i öğretmekle, bizi dinde-dinî ilimlerde fakih, derin bilgili ve anlayışlı kılmakla, bize; hakkı işitecek kulaklar, hakkı görecek gözler, hakkıduyacak kalpler vermekle bizi müşriklerden yapmamakla şereflendirdiğinden dolayı, Sana hamd ederim!…
İmdi;.. Benim eshabımdan daha ileri, daha hayırlı bir eshab; benim Ehl-i Beyt’imden de daha iyi, daha saygılı bir ‘Ehl-i Beyt bilmiyorum!.. Allah, sizin hepinizi benden dolayı hayırla mükafatlandırsın!…
İyi biliniz ki ben, yarınki günümüzün sabahında şunların bize muhakkak saldıracaklarını ve düşmanlıklarını yapacaklarını sanıyorum. Benim, hakkınızdaki görüşüm ve kararım şudur:
Hepiniz beni bırakıp gidiniz! Benden dolayı sizi bağlayan bir ahd, size bir vebal yoktur! Bu gece karanlığı sizi bürüyünce, geceyi deve edininiz, geceden faydalanarak birer tarafa savuşup gidiniz!…” (Tabiî ki, şanlı Ehl-i Beyt’inin ve Eshab’ nın cevapları: “Senin için bütün varlığımızı feda etmeye, senin hak yolunda lime lime doğranıp-parçalanmaya ve uğrunda seve seve can vermeye hazırız!…” şeklinde olmuştur…) (İslam Tarihi/A. Köksal-Kerbela Faciası: 131-132);…
HAZRET-İ HÜSEYNİN (as), HAZRET-İ ZEYNEB’İ (as) TESELLİ EDİŞİ
Ali Bin-i Hüseyn (Zeyn’el-Abidin) (as) anlatıyor: Babam; “Ey zaman! Üff!.. Bıktım senin arkadaşlığından!… Senin nice sabah ve akşamlarına sahip ve talip olanlar, ölmüş gitmişlerdir…
Zaten zaman, iyi ve sâlih kişileri tüketmeye doymaz!.. İşler, ancak Celil olan Allah’a rücu eder!….;
Her canlı, ahiret yoluna çekilir-gider!…” diyordu. Bunu, iki-üç kere tekrarlayınca, Babam’ın bununla ne demek istediğini anladım. Hıçkırmağa başladım, göz yaşlarımı tuttum, salmayıp susmayı tercih ettim. Üzerimize bir belanın gelip çattığını anladım. Halam Zeyneb de benim işittiklerimi işitmişti…/… Halam:
“Eyvah!.. Gayb oldu, O!…
Ne olur ölüm! Beni öldür de, bugün, hayatıma son ver!..;
Anam Fatıma, Babam Ali, Kardeşim Hasan., hepsi öldüler!.. Geriye, artanlar-artıklar kaldı!…” diyordu. Babam Hüseyn (as), ona baktı: “Ey kardeşim! Şeytan, senin usluluğunu gidermesin!” dedi. Halam: “Babam, anam sana feda olsun, ey Eba Abdullah! Ben, kendimi sana feda etmek istiyorum!” dedi. Tasaları geri geldi, gözleri yaşla doldu. Babam, ona: “Geceleyin bağırıp-çağırmayı bıraksan da, biraz yatıp uyusan olmaz mı?” dedi. Halam:
“Yazık oldu bana! Demek, sen gasb olundun gittin? Bu, benim kalbimi yaraladı. Çok ağır ve çetin geldi bana!” diyerek, ellerini yüzüne vurmaya.. başladı. En sonunda, bayılıp arkası üzerine yıkıldı. Babam Hüseyn (as), onun yanına vardı, yüzüne su serpti. Ayılınca, ona:
“Ey kardeşim! Allah’tan kork! Sen, Allah’ın öğrettiği şekilde musibete katlan: İnna lillah ve inne ileyhi raciun! De… İyi bil ki, yeryüzü halkı hep ölürler, gök halkı kalırlar!…
Yeri, kudretiyle yaratan, yarattıklarını öldükten sonra dirilten, bir ve tek olan Allah‘ın zatından başka her şey yok olucudur! Babam, benden hayırlı idi Annem de benden hayırlı idi. Kardeşim de benden hayırlı idi. Benim için de, onlar için de ve her müslüman için de Resulullah güzel bir örnektir!…./…” (Tarih-i Taberî: 6/239-240’tan naklen, İslam Tarihi/A. Köksal-Kerbela Faciası: 133-134; İbn’til-Esir (Tere): 4/61-62;…)
HAZRET-İ HÜSEYN’İN (as), ALLAH’A MÜNACATI VE KÜFELİLERE SON HİTABI
“Ey Allah ‘ım! Her üzüntüde, sıkıntıda en sağlam güvencim, her darlıkta ümidim sensin!.. Hakkımdaki her işte, benim en sağlam güvenç ve dayancım sensin!…
Senin indirdiğin musibetlerden, kalbe zaaf verecek, tedbirler azalıp yetişmeyecek, dostlar-arkadaşlar bırakıp ayrılacak, düşmanlar sevinecek ne kadar musibet ve kederler varsa, ben onların hepsinden şikayetimi yalnız sana arzeder, senden başkasından yüz çevirir, Sen’i ister ve Sana yönelirim! Bütün darlıkta, tasaları kaldıracak, açacak Sen’sin!.. Her ni’metin verici ve yöneticisi, her iyiliğin sahibi, her dilek ve isteğin en son varıp dayanacağı Sen ‘sin!…”…
“Ey insanlar! Sözlerimi dinleyiniz!..; Sizin için üzerime düşen va’z-u nasihat hakkını yerine getirinceye, yanınıza gelişimdeki ma’zeretimi size bildirinceye kadar bekleyiniz!.. Üzerime yürümekte acele etmeyiniz!… Eğer, ma’zeretimi kabul ve sözlerimi tasdik eder, benim hakkımda insaf ve adaletle hüküm verirseniz, bununla ahiret saadetine erersiniz ve benim üzerime yürümeye de yol bulmak, sizin için mümkün olmaz..
Şayet, ma’zeretimi kabul etmeyecek, hakkımda kendiliğinizden insaf ve adaletle hüküm vermeyecekseniz; Hazret-i Nuh’un, kavmine dediği gibi, ben de size: “Siz ve ortaklarınız toplanıp artık ne yapacağınızı kararlaştırınız. O suretle ki, bu yapacağınız iş size, sonradan hiçbir tasa ve pişmanlık vermiş olmasın! Yapacağınızı açıkça yapınız, gizlemeyiniz. Sonra da, hükmünüzü bana icrâ ediniz!” (Yûnus: 71) derim. (Ve, yine) Dedem Resulullah’ın, kavmine dediği gibi, ben de size: “Hiç şüphesiz benim velim, benim yardımcım ve sahibim, o kitabı indirmiş olan Allah’tır ve O, bütün salihlere de velilik ediyordur!” (Araf: 196) derim!”…
“İmdi; Benim nesebimi bir araştırınız, bakınız ki: Ben kimim?.. Sonra., vicdanınıza dönünüz de, onun kırgınlığını giderip kendinizden hoşnut etmeyi düşününüz…
Hele, bir düşününüz ki; beni öldürmek, haram ve mahfuz olan kanımı dökmek size helal olur mu?… Ben, Peygamberimizin (sav) kızının oğlu değil miyim?… Ben; Peygamberinizin vasisi ve amucasının oğlu ki o, Allah’a iman ve Resulullah’ı, Rabbinden getirdikleri şeyleri tasdik edenlerin ilki idi, onun oğlu değil miyim?…
Şehidler seyyidi Hamza, benim babamın amucası değil midir?.. Çift kanatlı şehid Cafer, benim amucam değil midir?…
Resulullah (sav)’ın benim ve kardeşim hakkındaki: ”Bunlar, cennetlik gençlerin iki seyyididirl” hadisi, size erişmedi mi?… Vallahi; yalancıya ve yalancının ev halkına Allah’ın gazablandığını ve bunda ihtilafa düşenleri hüsrana uğrattığını bilelidenberi ben, herhangi bir yalan söz söylemeye niyet ve tenezzül etmemişimdir…
Eğer, söylediğim hadiste bent tasdik ediyorsanız ki onun hak ve gerçek olduğunda şüphe yoktur, ne âlâ!.. Yok, beni yalanlıyor, bana inanmıyorsanız, bunu, kendilerinden sorup öğrene-bileceğiniz zatlar vardır aranızda!.. Cabir b. Abdullah’il-Ensari’ye, yahut Ebu Sald’il-Hudri’ye, yahut Sehl b. Sa’d’üs-Saidi’ye , yahut Zeyd b. Erkam’a yahut Enes b. Malik’e sorunuz! Onlar, Resulullah’ın benim ve kardeşim hakkındaki bu hadisini, kendisinden işittiklerini size haber vereceklerdir!…
Benim hakkımdaki bu hadis de mi, kanımı dökmekten sizi alıkoymayacak, size engel olmayacaktır!…”…
“Haydi, siz bu hadisin doğruluğundan şüphe ettiniz!.* Benim, Peygamberinizin kızının oğlu olduğumda şüphe edebilir misiniz? Vallahi, doğu ile batı arasında, sizlerden veya sizin başkalarınızdan Peygamberin kızının oğlu olarak, benden başkası yoktur. Ben, hassaten sizin Peygamberinizin kızının oğluyum!…
Bana haber veriniz; ben, sizlerden birisini öldürdüm de, o ölüden dolayı mı? Yahut, birinizi vurup yaraladım da, onun kısası için mi? Yahut, herhangi birinizin malını yok ettim de, ondan dolayı mı beni bırakmıyorsunuz?… Siz, benden ne istiyorsunuz?…/… Beni istemiyorsanız bırakınız yeryüzünde emin olan yerime gideyim!…/…” (Yezid’e boyun eğmeye gelince:,) “Hayır, Vallahi, ben onlara ne ellerimi zelil olarak teslim ederim, ne de kölerin ikrarları gibi ikrarda bulunarak bey’at ederim! Ey Allah ‘ın kulları! Ben, sizlere, Hazret-i Mûsa ‘nın dediği gibi: “Şüphe yok ki ben; beni taşlamanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım” (Duhân: 20); “Ben, hesab gününe inanmayan her kibirli insandan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım!” (Mü’min: 27) diyorum!…” (Tarih-i Taberî: 6/240-243’den naklen, İslam Tarihi-A. Köksal-Kerbela Faciası: 137-141; İbn’ül-Esir (Tere): 4/63-65) Zeheb-i Alam: 3/202-203’den naklen, İslam Tarihi: 4/193;…





